|
Hrant Dink (arşivi)
|
 |
'Bu Köşedeki Adam'ın Yeni Kitabı
19 Ocak 2007'de gazetesinin önünde öldürülen Hrant Dink'in yazılarından oluşan 'Bu Köşedeki Adam' yayınlandı. Kitap, adını Dink'in, 2 Nisan 1999'da Agos gazetesindeki ilk yazısından alıyor.
|
|
|
Neler Yapamadık?
Yapabildiklerimizin yeterliliğiyle avunmak yerine, yapamadıklarımıza hayıflanmak da yapabileceklerimizin bir başlangıç noktası sayılmalı.
|
.jpg) |
| |
|
Göçün Geç Soruları
Gel çocuğum bir test sorusuyla başlayalım “göç dersimize.” “Kalktı göç eyledi Avşar İlleri. Ağır ağır giden eller bizimdir...” |
 |
| |
|
Kaybolmayın Çocuklar
Bizim yetimhane, ayrılanlarla buluşanların, kaybolanlarla bulunanların merkeziydi sanki. Garabed’le, Flor mesela. Çocuk yaşta ana babalarını kaybeden bu iki genç, 15 yıl sonra ancak yaşamın tatlı bir rastlantısı sonucu kavuşabildiler birbirlerine.
|
 |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
Bu Köşedeki Adam
İşte bu adam bundan böyle yine bildiğince, yine hesapsızca, sevdiklerini şap şap öpecek, dövüşeceklerine de şap şap sövecektir köşesinde... Şapparigce...
|
 |
|
Renk Köründen Renkli Sorular
Gelin sizinle “renkçilik” oynayalım bugün. “Renk körü”yüm ben aslında. Tanrı vergisi, kul ne yapsın? Bir türlü ayıramıyorum kırmızıyı yeşilden, yeşili kırmızıdan. |
 |
|
Mahallenin Delisi
AGOS’u bugünlere getiren, bizi baştan aşağı yaratan cemaatin, bu vurdumduymazlığı karşısında, çıldırmamak mümkün değil. Deliliğe ama akıllı deliliğe razıyız ve bunu da seve seve yapıyoruz zaten. Yeter ki bizi Gaffarlaştırmasınlar. |
.jpg) |
|
|
Kilitli Vicdanlara
Geçen hafta katıldığım “Siyaset Meydanı”nın ardından yaşadığım tebriklerle, teşekkürlerle dolu şu son birkaç günde, 10 Ocak ’97’de o zamanlar adı “Birdirbir” olan bu köşede “İlahlara illallah” başlığıyla yazdığım bir yazımı anımsadım.
|
 |
|
Tarihin Cilvesi
Doğru bir işi bu kadar yanlış mecraya kaydırmak ve de eline yüzüne bulaştırmak ancak bu kadar becerilebilirdi. |
 |
|
|
Diğer Başlıklar |
| |
Tarihin Cilvesi
Doğru bir işi bu kadar yanlış mecraya kaydırmak ve de eline yüzüne bulaştırmak ancak bu kadar becerilebilirdi. |
| |
Aşkolsun!
Ve kazmaya başladık önce. Kazdık çadır çubuklarını diktik, kazdık fidan diktik, kazdık kuyu açtık. Başımızda bir inşaat ustası ve biz 20 çocuk amele, kazdık temel attık ve bina inşa etmeye başladık. Kazdık kümes, ahır yaptık. İnanın o yıl hep kazdık. |
| |
Ağlayan Düğünler
Bundan sonrası Janet’le Yüksel’e bağlı. O ki başarırlar her biri kendi kimliğini yaşayabilsin ve o ki başarırlar doğacak çocukları “Ana” kimliğini de doyum doyum yaşasın, kalkar gider oynarım.
|
| |
Tuvalet Korosu
Asker sesi duymaya görsün bizimkilerden birkaçı hemen atılıyorlar askerden önce. “Komutanım marş söyleyelim mi”? Ve başlıyorlar avazları çıktığı kadar o marşları, tuvalette, müthiş bir iştahla, bangır bangır çığırmağa... |
| |
23,5 Nisan
Kim nasıl anlar bunu bilemiyorum, ama hem Ermeni olmak, hem Türkiyeli, hem 23 Nisan’ı yaşamak bütün coşkusuyla ve ertesi günün bir parçası olmak bütün hüznüyle. Kaç insan bu ikilemi yaşıyordur şu yeryüzünde? Ne anlaması kolay ne de anlatması. |
| |
Yaşamın Sürdürülebilirliği mi?
Hadi bu hikâyeyi okuduktan sonra üç kez peşi sıra hepiniz hızlı hızlı tekrarlayın bakalım: “İnsan yaşamının sürdürülebilirliği” Ne oldu dilinize öyle kuzum? İnsan ve yaşam kolay söyleniyor lakin şu “sürdürülebilirlilik” lülüleşiyor değil mi? |
| |
Ayırmayın Amca
Ben şiirimi söyleyemedim. Beni kimse alkışlamadı. Amcalar niçin böyle haber göndermişler acaba? Ermenice öğretmenime şiir söyleyecektim ben oysa. Milli Eğitim Bakanı amca! Kim bu amcalar acaba? Kız o amcalara hemi... |
| |
|
|