BirinciSayfa
 
Ana Sayfa | Sýk Kullanýlanlara Ekle | Hakkýmýzda | Reklam Baþvurusu | Ýletiþim
 
 hrant dinK'e adanmýþ satýrlar
 KroniKa
 KroniKyorum
 KroniKforum
 KroniKröportaj
 medyaKroniK
 medyada biz
 gündem
 malûm
 emeK
 sömürü
 eylem
 grev
 politiKa
 Kadýn
 çocuK
 doða*eKoloji
 toplum
 eðitim
 Kültür*sanat
 dünya
 medya
 heybe
 ýrkçýlýK
 tahaKKüm
 özgürlüKler
 farKlýlýklar
 toplumsal cinsiyet
 insan haKlarý
 ifade özgürlüðü
 Kürt sorunu
 ermeni sorunu
 hrant dinK davasý
 hafýzanýn tarihi
 iz*portre
 dýþarýdan
 veda
 dosya
 görüntülü haber
 Foto Galeri

En 'kronik' röportaj







KroniKröportaj / Soli Özel'le söyleþi


HaberTürk Gazetesi’nde Soli Özel’le yaptýðýmýz röportajda Türkiye’nin demokratikleþme sürecinde birer engel olarak durmaya devam eden sorunlar üzerine konuþtuk. Türkiye konjonktüründe ordu – siyaset iliþkisi, bu iliþkide Ergenekon Davasý’nýn gösterdikleri ve göstermedikleri, Kürt Meselesinde gelinen nokta ve Batý dünyasýyla iliþkiler... Türkiye’de yaþýyoruz. Oldukça yoðun bir gündem söz konusu. Belki de sadece biri, röportajýn konusu için seçilebilir aðýrlýkta ama birbiriyle alakalý baþlýklarý  ustaca baðlayan birini bulduðunuzda boþluklarý doldurma fýrsatýný kaçýrmak ister misiniz? Ben istemedim. Dolayýsýyla okuyacaðýnýz röportajda yukarýdaki bütün baþlýklardan bahsedildi.

 

Röportajý bitirdikten sonra, resme uzaktan bakabilir ve röportajýn ortak paydasýnda büyük harflerle DEMOKRATÝKLEÞME SÜRECÝ’ni görebilirsiniz belki. Görebilirsiniz de, bu sürecin ilerisini görmek için de o resmi satýr satýr okumak, dönüp tekrar okumak gerek. Çünkü bu sürece kafa yorduðumuz kadar sahip çýkabileceðiz. Kalýp sorularýn kalýp cevaplarýyla yaþadýðýmýzdan olacak, ben sorularýmda klasik aktörlerin rollerini sorgular gibi yaparken Soli Özel, bu sürece neden sahip çýkýlmasý gerektiðini ve kendi hesabýna bunun nasýl yapýlabileceðini anlattý. 

 

Eðer bir þekilde bu sayfalarda bulduysanýz kendinizi, siz de bir tarafýndan tutmaya hatta belki sahip çýkmaya çalýþýyorsunuz demektir ki  benden söylemesi, demokrasinin sizden baþka kimsesi yok!

 

Ýyi okumalar...

 

BAHAR TOPÇU: Önce Ýlker Baþbuð Türk Silahlý Kuvvetleri’nin anti – demokratik öðeler barýndýrmayacaðýný (barýndýrmadýðýný) söyledi, ardýndan 32. Gün programýnda Yaþar Büyükanýt 27. Nisan muhtýrasýný kendisinin yazdýðýný anlattý ama Ergenekon Davasý sürecinde tutuklanan subaylara neden müdahale etmediðini de yargýnýn baðýmsýzlýðý anlayýþýna dayandýrdý. 

 

Askerin politikanýn içinde olmadýðý bir siyasi kültürden bahsedebilmek adýna, orduyu darbe giriþiminde bulunmuþ subaylardan arýndýrmak silahlý kuvvetlerin anti – demokratik yapýdan da arýnmasý için yeterli midir?

 

SOLÝ ÖZEL: Olayý çeþitli boyutlarda deðerlendirmek gerekiyor. Birincisi, teorik olarak baktýðýmýzda zaten Ýlker Baþbuð’unki gibi bir basýn toplantýsý kendine demokratik diyen bir ülkede yapýlamaz. Ýkinci nokta, Büyükanýt’ýn konuþmasýnýn tümünü izlemedim, metinleri okuyabildiðim kadarýyla 27 Nisan’da yazýlan muhtýrayla Cumhurbaþkanlýðý seçimlerinin alakasý olmadýðýný da söylemiþ. Buna inanmak da mümkün deðil. O konjonktürde yazýlmýþ muhtýranýn Cumhurbaþkanlýðý seçimi dýþýnda herhangi bir þeyle alakalý olduðuna inanmak mümkün deðil özetle.

 

Türkiye þartlarý içinde neler dediklerini anlamaya çalýþacak olursak þu çýkýyor ortaya: Baþbuð, darbe peþinde deðiliz, dedi. Yani, bundan böyle Türk Silahlý Kuvvetleri yönetime doðrudan el koyacak bir tavýr içinde olmayacaktýr. Bu da, Türk Silahlý Kuvvetleri’nin demokratik bir sistem içinde silahlý kuvvetlere ait olan rolü benimsediði anlamýna gelmiyor dediðim gibi. Ýki buçuk saat süren bir basýn toplantýsýnda hangi konularla ilgilendiðine baktýðýnýzda kendilerini rejimin, sistemin bekasý açýndan önemli gördükleri konularda konuþmaya mezun gördüklerini anlýyorsunuz ve dediðim gibi bu da normal þartlarda bir silahlý kuvvetler komutanýnýn demokratik bir ülkede yapacaðý bir þey deðildir. Dolayýsýyla buradan çýkarýlacak sonuç, TSK artýk darbeci deðildir. Zira, darbe yaptýðý takdirde bunun ne iç ne dýþ meþruiyeti kalmýþtýr. Türkiyede hiçbir darbe içerde önemli bir siyasal desteði olmadan, dýþarda meþruiyeti kabul edilmeden zaten gerçekleþemezdi. Gerçekleþse bile kalýcý olamazdý. Bu günün Türkiye’sinde bir darbe beklentisi, darbe özlemi çok dar bir özlemin dýþýnda kimsede yok. O dar kesim de artýk eskisi gibi Türkiye’nin siyasal aðýrlýk odaðýný oluþturmuyor. Ayrýca dünyada da Türkiye’nin askeri yönetim altýnda deðil, demokratik yönetim altýnda olmasýný isteyen bir hava var. Dünya dediðim zaman da Türkiye’nin Batýlý müttefiklerinden bahsediyorum. Dolayýsýyla, “Demokrasi karþýtý hiçbir unsuru barýndýrmayýz” lafýný darbe yapacak olanlara göz açtýrmayýz diye okumak ve bu dar anlamýyla kabul etmek gerektiði kanýsýndayým.

 

BAHAR TOPÇU: Bu dar anlam çerçevesinde, Baþbuð’un konuþmasýnýn “açýklýk” veya “þeffaflýk” getirdiði görüþüne katýlýyor musunuz?

 

SOLÝ ÖZEL: Ýlker Baþbuð’un bu konumuyla bu tür, kapsamlý bir basýn toplantýsý yapmasýnýn sistemin teorik kurallarýna uygun olmadýðýný düþünüyorum, düþünebilirim. Buna karþýlýk sonuçta Türkiye’de yaþadýðýmýza göre de buna gözü kapamak mümkün deðildir. Dolayýsýyla o açýdan baktýðýmda, yani bunun doðru olup olmadýðýný kabul etmek bir yana ne anlama geldiðini çýkarmak o zaman birinci olarak söylediðim, darbe olmayacaðýdýr. Ýkincisi, ben bundan þeffaflýk gibi bir sonuç çýkacaðýný düþünmüyorum. Ya da þeffaflýk sözkonusu  olsa idi, bana göre, silahlý kuvvetlerin her þeyden önce faturasýný kendisine kesmesi gereken geçmiþteki birtakým konularda bir özeleþtiri yapmasý gerekirdi. Yani bizden istenen þu, evet bir takým hatalar yapýlmýþ olabilir, evet bir takým insanlar darbeye de teþebbüs etmiþ olabilirler, biz artýk darbecileri içimizde barýndýrmýyoruz bu bizim geleneklerimize aykýrýdýr - ki doðru deðil - dolayýsýyla þimdi bize geçmiþin felan hesabýný sormayýn ki önümüze bakalým, diyor. Ben de burdan, kusura bakmasýn, þeffaflýk ya da hesap verebilirlik çýkaramýyorum. 

 

BAHAR TOPÇU: Benim de bu þeffaflýk sorusunu sormamýn asýl nedeni Ergenekon Davasý. 12. dalga tutuklamalarý ile uygulanan usulün davanýn amacýný saptýrdýðý tartýþmalarý tekrar alevlendi. Örneðin, dava böyle tartýþýlabilir bir süreç içinde olmasýna raðmen Nabi Yaðcý’ya göre CHP’nin oylarýndaki artýþýn temel nedeni Ergenekon’un iyi çalýþmasý. Siz de böyle düþünüyor musunuz?

 

SOLÝ ÖZEL: Hayýr. Arttý dediðiniz oylar da zaten 1 -  2 puan kadar arttý. Yani, bu ülkede Ergenekon Örgütü fiþteklemediði takdirde hayat tarzý üzerinden, AKP’nin yaptýðý bir takým þeylerden ya da görünüþünden rahatsýz olan kimse olmayacak mýydý? Bu insanlar bir þekilde tepkilerini ortaya koymak istemeyecekler miydi?  Ne kadar demokratik düþünüyorlardýr düþünmüyorlardýr bir tarafa býrakalým, birtakým insanlar birtakým uygulamalardan rahatsýzlar ve belki fazla telaþ ediyorlar ya da etmiyorlar ama kendilerini çaresiz gördükleri için de hay bileðim kýrýlaydý diyerek de gidip CHP’ye oy veriyorlar. Yani, onu kaale almýyorum.

 

Ergenekon ölmüþ müdür acaba, bilemiyorum. Çok derinlere gittiðine þüphe yok. Bunun Türkiye’nin devlet genlerine iþlemiþ olduðunu da düþünüyorum ben. Bence Ergenekon konusundaki asýl iki önemli unsur þunlar: bir, Ergenekon giderek darbeciliðin önlenmesi konusuna kaydý, orada odaklanýyor ve orada meþruiyet buluyor. Ve o açýdan baktýðýnýz zaman silahlý kuvvetlerin desteði olmadan da zaten bu noktaya gelinemezdi. Þeffaflýk konusunda da konuþurken anlam yükleyeceksek benim gördüðüm þu, 2002 yýlýnda Hilmi Özkök hayli sorunlu bir þekilde Genelkurmay Baþkaný oldu. Kendi ekibiyle çalýþmasýna da bir önceki Genelkurmay Baþkaný Kývrýkoðlu izin vermedi. Edip Baþer’i Kara Kuvvetlerine atayacaktý. Bunun yerine Aytaç Yalman’ý jandarmadan Kara Kuvvetlerine getirip Þener Eruygur’u oraya koydu. Bu þekilde, belli ki þu ya da bu nedenle pek haz etmediði Özkük’ü bir kýskaca almak istedi Kývrýkoðlu. Neyse Özkök geldi, bugün de geriye dönüp baktýðýmýzda anlýyoruz ki, zamanýnda da çok belliydi ki, Özkök seleflerinden çok farklý bir dünya görüþüne, bir duruþa sahip bir generaldi. Ve ben Özkök’ü hep çok akýllý bir genelkurmay baþkaný olarak deðerlendirdim. 2002’de aðustos sonunda görevi devraldý, toplasan iki ay dört gün sonra da 2002 seçimlerinde büyük bir süprizle, süpriz birinci parti çýkmýþ olmasýndan çok bu kadar büyük bir çoðunluðu elde etmesi idi, AKP iktidara geldi. O andan itibaren Özkök, bana göre, orduyu Türkiye’nin yeni þartlarýna uygun þekilde bugüne kadar yer ettiði siyaset alanýndan geriye çekerek gücünü konsolide etmeye çalýþtý. Fazla öne çýkmayacak, fazla lafa karýþmayacak fakat bu þekilde de ordu bir blok olarak bir kurum olarak prestijini muhafaza edecekti. Yani biraz da Türkiye’nin nereye doðru gittiðini gördüðünden. Eruygur ve onunla dönem dönem iþbirliði yapmýþ olanlarsa Türkiye’nin nereye gittiðini idrak etmediklerinden gerilla taktikleriyle ya da pis iþlerle AKP’ye vurup onu yýkmaya çalýþtýlar.

 

Sonuç ne oldu? Silahlý kuvvetler büyük prestij kaybetti. Ne zaman AKP’ye vursa çok aðýr bir darbe yedi. Nerdeyse 2007 seçimi, AKP 1 – ordu 0 gibi bir algýlamanýn topluma yerleþmesine yol açtý. Bugün de Baþbuð, 3 – 4 yýl içinde kaybedilen prestiji toparlayýp ileri doðru gitmek istiyor ve burada tabi ki ordunun belirli konulardaki söz söyleme hakkýný da ellerinde tuttuklarý mesajýný da verdiði cevaplarda ortaya koydu. Þimdi böyle baktýðýmýz zaman da Ergenekon konusunda tartýþma giderek darbecilik üzerinde yoðunlaþýyor ve orada ordunun destek verdiðine þüphe yok. Ben Ergenekon’un en azýndan bu boyutunun ordu içinde darbeci, gerekirse Batý ittifakýndan çýkma yanlýsý olan ve stratejik olarak Avrasya perspektifini benimsemiþ olanlarýn tasfiyesi süreci olarak da görüyorum. Yani Tuncer Kýlýnç’ýn ilk kez 2002 Mart’ýnda dile getirdiði AB’den vazgeçelim, Rusya’yla, Ýran’la birlikte olalým söylemine karþý Türkiye’nin atlantik ittifaký içinde kalmasý gerektiðini düþünenler ki Özkök bunu 2005 yýlýnda söylemiþti. Ve bugün baktýðýmýz noktada da ben Türkiye’nin stratejik tercihinin Batý’dan yana yapýlmýþ olduðu konusunda herhangi bir tereddüt duymuyorum. Ama iþi darbecilerin engellenmesi noktasýna yoðunlaþtýrdýðýnýz zaman da Ergenekon’la baðlantýlý olan bir sürü baþka pis iþ ne olacak sorusu ortaya çýkýyor. Zaten oraya geldiðiniz zaman da normalde bu sürece destek vermesi gereken kamuoyunda birtakým kaygýlarýn varolduðunu, bunu hukuki süreçten ya da geçmiþin temizlenmesinden çok hesaplaþma olarak gördüklerine tanýk oluyoruz. Þimdi bunun böyle olmamasý, insanlarýn bu konuda kuþku duymalarýndan dolayý onlara aptal muamelesi yapmayý bence meþru kýlmýyor.

 

Yani, þimdi, Türkiye’de Ergenekoncular çok diktatör eðilimli,  Türkiye’de baþka hiçbir grup diktatör eðilimli deðil diyebilir miyiz?

 

“Bu temizlik harekatý sonunda Türkiye’deki dehþet dengesini saðlayan unsurlardan biri çýktýðýnda üste kalan çok mu hukuka saygýlý olacak, çok mu demokratik olacak çok mu kurumsal liberalizme de önem verecek?” diye bir soru sorulduðunda insanlarýn buna Türkiye konjonktüründe,  Türkiye’nin siyasi felsefesi ýþýðýnda, “Evet mutlaka öyle olacaktýr.” diye cevap vermesi sözkonusu deðil. Yani, Ergenekon süreci bence Türkiye’de þeffaflaþmanin, demokratikleþmenin, hukuk devletine doðru gitmenin bir gerekli koþuludur. Yeterli olduðunu sanmýyorum ve yargýlama sürecinde ortaya çýkan bir takým usulsüzlükler, kamuoyunu rahatsýz eden bir takým aþýrýlýklar, insanlarýn özel hayatýna bu denli tecavüz ediliyor olmasý ve buna kimsenin sesini çýkarmamasý bence insanlarda bir rahatsýzlýk yaratýyor. Hükümet de bu rahatsýzlýðý yok edecek hiçbir adým atmýyor. Ulaþtýrma Bakanýna telefonlar dinleniyor diyorsunuz, yanlýþ bir þey söylemezsen korkacaðýn bir þey yok, diyor. Þimdi böyle bir rezillik olmaz ki...

 

BAHAR TOPÇU: Anladým. Yani, AKP’nin kendi derin devletini yaratmayacaðýndan kimse emin deðil.

 

SOLÝ ÖZEL: E yani bu kadar derin devlet meraklýsý bir kültürde AKP’nin bu güne kadar var olmuþ kültürden daha farklý olduðuna insanlarýn iman etmesini nasýl bekleyebilirsiniz? Bu böyle olmayabilir, yanlýþ anlamayýn ama hukukta tabii ki asýl özdür önemli olan ama süreç özü etkileyecek, öz kadar önemli sayýlabilecek bir deðerdir. Dolayýsýyla burada yapýlan usulsüzlükleri hiçe saymak bana doðru gelmiyor. Burdan da þunu demiyorum, bu nedenle Ergenekon’u toptan çöpe atmak gerekir anlamýnda da bir þey söylemiyorum ama duyulan kaygýlarýn haksýz olduðu veyahut sadece manipülasyon sonucunda dile getirildiðine ben þahsen katýlmýyorum.

 

Þimdi, en azýndan dedikodu düzeyinde emniyetin içinde belli gruplarýn çok iyi örgütlenmiþ olduklarýný çok güç kazanmýþ olduklarýný söylüyor herkes. Bunla ilgili bir takýp ipuçlarý da var. Þimdi siz insanlardan, ayný güce sahip olan diðer bütün odaklar bunu kötüye kullanacaklar diye inanýp, bu grubun gücünü kötüye kullanmayacaðýna inanmasýný bekliyorsunuz. Böyle bir saçmalýk olmaz. Türkiye’de yaþýyoruz sonuç olarak, siyasi mücadelenin çok sert yaþandýðý bir yer burasý. Ve bireyin devlete karþý korunmasý anlamýnda bir siyaset felsefesinin de katiyetle kök salmýþ olmadýðý bir yer. Dolayýsýyla ben insanlarýn kaygýlarýný abartýlý bile olsa gayrimeþru bulmuyorum. Bunlarý küçümsemenin de biraz kibirli bir tavýr olduðu kanaatini taþýyorum. Ergenekon’a sonuna kadar destek verilmeli ama Ergenekon’un doðru rayda yürüyor olmasýna da önem verilmesini bunun kadar gerekli görüyorum kendi hesabýma.

 

BAHAR TOPÇU: Ergenekon davasýndan beklentilerden yola çýkarak, geçtiðimiz 1 Mayýs’ta 1977’de 36 kiþinin ölümüne yol açan olaylarýn aydýnlanmasýný beklemek, çok büyük bir iyimserlik midir?

 

SOLÝ ÖZEL: Ýþte benim baþta söylediðime geliyor bu. Baþbuð tutup geçmiþte neler yapmýþ olduklarýyla ilgili bir hesap vermiyor. Yani 12 Eylül’e giden günlerde devletin içinde 12 Eylül’ün þartlarýnýn oluþmasý için kimin görevini ihmal ettiði hatta kimin bilerek provokasyonda bulunduðu 1 Mayýs gibi bir katliamýn nasýl gerçekleþtiði vesaire gibi sorularýn sorulmamasýný istiyorlar. Þimdi  burda kýyamet neden kopuyor, irtica geri mi geliyor diye kopuyor. Türk – Ýslam sentezini ben mi yarattým? 12 Eylül döneminin ürünü deðil mi bu? Anayasa maddesi olarak din dersinin zorunluluðunu ben mi koydum, ordu koydu. Önce bunlarýn hesabýný versinler. Milletin yaþýný küçülterek astýlar, elli küsür çocuðu astýlar. Bunu hesabýný versinler... Diyerbakýr cezaevini iþkencehane haline getirdiler ondan sonra da baþýmýza PKK belasý çýktý. Onun hesabýný versinler. Yani, dediðim gibi bu öyle bir þey ki bu çýkýp biz bundan böyle darbeciliðe destek vermiyoruz deyince arkada kalmýþ olan bütün günahlar, onlara ait bütün sorumluluklarý sormayacaðýz artýk.

 

Hükümette de tabii bunu soracak cesaret yok. Yani, baksanýza  1982 yýlýnda askeri cuntanýn hazýrlamýþ olduðu bir anayasayla yaþýyoruz. Þu kadar yama almýþ olabilir. Doksan küsür maddesi galiba deðiþtirildi ama ruhu ortalýkta duruyor. Ve hala baþbakan tutup bu anayasayý toptan deðiþtirme gereðinden bahsedemiyor. Bahsettiði zaman da öylesine kredibilite kaybetti ki bu sefer bunun deðiþmesinden yana olmasý gereken, 12 Eylül’de bizzat zulüm görmüþ insanlar aman bunlar yapmasýn diyorlar. Þimdi, bu kadar ortak paydalarý konusunda anlaþamayan bir toplumdan nasýl bir demokrasi beklemek gerektiði çok aðýr bir problem olarak önümüzde duruyor.

 

BAHAR TOPÇU: Bu söylediklerinizden sonra, ben þunu da sorma gereði duydum. Ergenekon davasý köklerine kadar inmezse, hiçbir önemi kalmayacak mý?

 

SOLÝ ÖZEL: Hiçbir önemi kalmadýðýný söyleyemem. Bence darbe dönemini bitiriyor. Devlet içindeki pis örgütlenmelerin mutlaka denetim altýnda tutulmasý gerektiði bence herkesin kafasýna dank etti. Ben Ergenekon’un ilerki safhalarýnda devletin güvenlik güçleri içinde fazlasýyla iktidar ve etki sahibi olanlarýn da tasviyesine yönelik bir hamle olacaðýný bekliyorum. Eninde sonunda bir denge kurulacak. Yalnýz bu dengeden bir hukuk devleti çýkar mý, ondan emin deðilim. Yani eðer biz hukuk devleti kurallarýna katiyetle riayet edecek bir siyasi yapý çýkaramazsak o zaman bu kayýkçý kavgasý devam edecek demektir. Ve dikkat edin, bu tartýþmalarýn hiçbir yerinde neredeyse hukuk devleti normlarý yok. Bunlarýn  vitrine konmasýndan bahsetmiyorum. Herkes demokrasi diyor, demokrasiden ne anladýðý belli deðil. Yani, çoðunluðun dediði olacak. Hayýr efendim çoðunluðun dediði olmasý deðildir demokrasi. Azýnlýðýn hakkýnýn korunmasýdýr. Bahseden var mý? Dolayýsýyla hukuk devleti normlarý meselesi üzerine biraz daha kafa yormadýðýmýz takdirde bu bir kayýkçý kavgasý olarak devam edecek. O zaman  iþte bir derin devlet gidecek yerine öteki derin devlet gelecek ya da diðeri gelecek felan gibi bir durum çýkýyor ortaya. Yalnýz þuna da dikkat çekmek isterim, ben bugün AKP ile ordunun arasýnda devletin temel meselelerine bakýþ konusunda çok da büyük bir fark olmadýðýný düþünüyorum.

 

BAHAR TOPÇU: Demokrasinin tanýmý tartýþmasýndan Kürt meselesine geçebiliriz diye düþünüyorum. Siz de Kürt sorunun yeni kabinenin önünde duran en önemli sorun olduðunu yazdýnýz. Bence Türkiye o meseleyi çözmeden feraha kovuþamayacaktýr. Hasan Cemal’in Kuzey Irak Notlarý olarak aktardýðý konuþmalar tartýþýlýyor. Yaþar Kaya, Osman Öcalan ile konuþtu. Yaþar Kaya PKK’nýn silahlarý koþulsuz olarak býrakmasý gerektiðini söylerken, Osman Öcalan bunun mümkün olamayacaðýný ve devletin ayýrým yapmadan genel af çýkartmasý gerektiðini söyledi. Murat Karayýlan’ýn da söylediklerini de göz önüne alarak, siz bu sorunun çözümü konusunda hangi açýlýma daha yakýnsýnýz?

 

SOLÝ ÖZEL: Ben silahlarýn býrakýlmasýndan yanayým. Silahlarýn býrakýlmasýný saðlamak için mutlaka arka planda bir takým müzakerelerin yapýlmasý gerekir. Yani, çocuk olmaya da gerek yok. Nitekim Murat Karayýlan da býrakayým da nereye býrakayým gibi bir þey söyledi önce sadece bir ateþkes olsun anlamýnda. Buradaki devlet teröristi muhattab alamaz meselesine gelip dayanýyorsunuz. Orada Karayýlan bence bir kapý açtý. Öcalan’la konuþ, mümkün deðil; bizle konuþ, mümkün deðil; DTP ile konuþ, bana sorarsanýz DTP ile konuþmak gerekir ama deyin ki o da olmuyor; akil adamlar grubu kurun, dedi. Þimdi bu tabii bana göre olabilecek en mutedil önerilerden birisi. Bu devlet buna cevap verir mi onu bilmiyorum. Yani ben baþbakana baktýðýmda Kürt meselesi üzerine bir siyasi mesele olarak gideceði izlenimini edinmiyorum açýkçasý.

 

BAHAR TOPÇU: Geçtiðimiz Cuma günü, Radikal Gazetesi’nde Cengiz Çandar Hasan Cemal’in topu Ankara’ya attýðýný yazdý. Ama topun kimin tutacaðý tam bir muamma o halde...

 

SOLÝ ÖZEL: Kürt meselesinde olup biteni,  nispeten samimi yahut deðil Karayýlan’ýn açýlýmýný etrafta olan biten geliþmelerden baðýmsýz olarak düþünmenin mümkün olmadýðýna inanýyorum. 2007 yýlýndan itibaren Amerika Birleþik Devletleri PKK konusundaki, Kürdistan Bölgesel Yönetimi konusundaki, dolayýsýyla Türkiye’yle bu konular üzerindeki iliþkisi hakkýndaki tutumunu deðiþtiriyor. Bunun miladý Aktütün saldýrýsýnýn ardýndan baþbakanýn Amerika’ya gitmesi ve Bush’la buluþmasý, 5 Kasým 2007. Ne çýkýyor ordan? Çýkýyorlar toplantýdan, Bush diyor ki “PKK Türkiye’nin düþmanýdýr, Irak’ýn düþmanýdýr, ABD’nin düþmanýdýr.” Yani bugüne kadar “yerim dar, yenim dar” diye diye Türkiye’nin PKK’yla mücadelesine destek vermeyen Türkleri PKK ile mücadelede yardým etmeyen Amerika, evet bu meþru bir mücadeledir demiþ oluyor. Ve bu bence çok daha geniþ bir çerçeve içinde anlaþýlacak bir þey. Nedir bunun ögeleri, Kerkük Kürdistan Bölgesel yönetimi sýnýrlarýna dahil olmayacak, bu bir. Ýki, Irak Kürtleri PKK ile mücadelede Türkiye’ye destek verecek ya da PKK’yý kollamaktan vazgeçecekler. ABD  Türkiye’ye bu konuda yardýmcý olacak, nitekim iþte 15 Aralýk’tan itibaren anlýk istihbarat ve hava koridonunun açýlmasýyla bir sürü bombalama yapýldý. Kaldý ki Türkiye’nin orada birlikleri felan da var. Buna karþýlýk Türkiye Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile doðru dürüst iliþki kuracaktý. Yani  bir noktada da “Irak’ýn kuzeyindeki yerel yönetim” demekten vazgeçmesi gerekecekti. Beþinci ayak, Türkiye’nin içindeki Kürt meselesinin bir þekilde yola koyulmasýydý. Yani bütün bu olanlar PKK’nýn artýk raf ömrünü doldurmuþ bir örgüt olduðunu da çýkarýyor ortaya. Irak Kürtleri açýsýndan Amerika Irak’tan çekildiði dakika önlerinde kendilerinden nefret eden Þii’si olsun Sunni’si olsun Arap’lar var. Ýran’a katiyetle güvenemezler. Yaslanabilecekleri sadece Türkiye var. Belli ki Amerikalýlar bu sefer Kürtleri satmayacaklar. Ve onlarýn da hakikaten ayakta durabilmeleri için Türkiye’ye ihtiyacý olduðunu felan da düþünüyorlar.

 

Þimdi, siz Türkiye’nin sýnýrötesi Kürtler politikasýný bu kadar radikal bir þekilde deðiþtirirken, seksen yýllýk Cumhuriyet politikasý deðiþiyor bu arada Kürtlerle konuþuyorsunuz bunlarýn meþruiyetini tanýyorsunuz adýný koymasanýz bile, içerde eski politikaya devam edemezsiniz. Kürt yönetimi sýkýþmýþ, Türkiye’ye ihtiyacý var, PKK bir çýbanbaþý. Amerika’lýlar açýsýndan Kürt yönetimi ile Türkiye’nin iyi iliþkiler içinde olmasý önemli, PKK bir çýbanbaþý, Türkiye açýsýndan bu iliþkilerin iyiye gitmesi için mutlaka PKK’nýn devredýþý býrakýlmasý gerekiyor. PKK’nýn artýk gidecek bir yeri yok. Karayýlan da doðru veya yalan þu eylemi ben söylemedim onlar yaptýlar diyor. Yalan söylüyorsa kötü de, doðru söylüyorsa daha kötü çünkü o zaman merkezden kontrol edilemeyen bir sürü delinin bu ülkede inanýlmaz karmaþaya yol açabilme imkanýna sahip olduklarý bir durumdan bahsediyoruz. Dolayýsýyla merkezin güçlü olmasý bu bakýmdan iþinize geliyor. Biliyorsunuz ki o zaman merkezle bir anlaþmaya varýrsanýz buradakiler kendi istedikleri gibi hareket edemeyecekler. Þimdi böyle bir durumda Türkiye’nin de siyasi adýmlar atmasý lazým. Seçimlerde AKP siyasi adým atmayý reddetti. Kültürdür, bilmem nedir ekonomiye felan indirgemeye kalktý. Bu böyle yürümeyecek. 

 

Bence Hasan Cemal’le yapýlan mülakatta karþý taraf elindekileri kamuoyuyla paylaþtý. Buna bir cevap verilmesi lazým. Buna baþbakan basýn toplantýsý yaparak cevap vermez. Bunun cevabý bizim gözlerimizin önünde yapýlmaz arka planda olur ama bir þekilde yapýlmasý gerekir. Tekrar ediyorum bana göre de bu iþ halledilmeden Türkiye kolay kolay selamete çýkamayacak, ülkedeki gerilimler artacak, bir de hepsinden kötüsü Türkiye bugünün þartlarýnda çevresine felan baktýðýnýzda kendine iyi bir gelecek kurma imkanýna sahip az sayýda ülkeden birisi. O fýrsatý kaçýrmýþ olacak.

 

BAHAR TOPÇU: Siz Türkiye’nin kýsa dönemde Batý Dünyasý ile olan diyaloðunun daha çok ABD aðýrlýklý olacaðýný söylüyorsunuz. AB iliþkileri soðumuþ durumda. Komada. Bu durumun kýsa ve uzun vadedeki sonuçlarý neler olacaktýr?

 

SOLÝ ÖZEL: Soðuk Savaþ döneminde de Türkiye’nin Batý ile iliþkileri ekonomik olarak Avrupa, siyasi ve stratejik olarak Amerika’yla idi. Ve Soðuk Savaþ döneminde Türkiye’nin demokrasi mi olduðu askeri yönetimle mi yönetildiði kimsenin umrunda deðildi. Sözde demokratik ülkeler ittifaký olan NATO’nun içinde kýrk yýllýk Salazar diktatörlüðünün Portakiz’iyle on yýlda bir darbe yapýlan Türkiye de vardý. Amerika Türkiye’ye stratejik olarak ihtiyacý olduðundan Türkiye’nin içindeki düzenlemelere önem vermez korkusu hakimdi. Bence baþkan Obama Türkiye’ye geldiði zaman verdiði bütün mesajlarda, Türkiye’nin Batýlý bir ülke olarak Batý ittifaký içinde yer almasýný istediðini belirtti. Bana göre olumlu bir mesajdý. Türkiye’de demokratikleþmenin dýþ çerçevesini eðer AB oluþturuyor ise ABD’nin de buna tam anlamýyla doðrudan katýlmýþ olduðunu görmüþ olduk. AB üyeliði konusundaki ýsrarý da zaten Türkiye’nin bu geçiþi tamamlayabilmesi ve Batý normlarýna sahip bir demokrasi olmasý talebinin somutlaþmýþ haliydi. Þimdi benim gözlemim Türkiye madem ki stratejik olarak Batý’yla olma kararý verdi bu da zaten Amerika’yla da daha yakýn iliþkileri gerektiriyor. AB ayaðý iþin kýsa kalýyor çünkü AB þu anda hiçbir konuda adým atamaz halde. Yani sadece Türkiye’yle olan geniþleme süreci durmuyor. Hýrvatistan’la olan bile sýkýntýya giriyor. O bakýmdan bir buçuk ayaklý gidecek. Amerika Birleþik Devletleri’nin de AB normlarýný destekler bir tavýr içinde olmasý bence önemli. Ama hiç kimse bizim adýmýza bizi demokrasi yapamaz. Bunu bizim istememiz gerekiyor. Þu anda tek söyleyebileceðimiz Türkiye’de bugün varýlmýþ olan yeterli bulmasak bile demokratikleþmenin geriye götürülmesine Türkiye’nin ittifak iliþkileri engel olur ama ileriye götürülüp götürülmeyeceði iþi bizim iþimizdir onu da biz Kürt meselesini çözmeden yapamayýz.

 

BAHAR TOPÇU: Türkiye’nin tam üyeliðine karþý özellikle Fransa ve Almanya’nýn olumsuz yaklaþýmý, devlet içinde de AB’den uzaklaþýp daha çok ABD’ye yakýnlaþma taraftarlýðýný etkiliyor olabilir mi?

 

SOLÝ ÖZEL: Olabilir. Olabilir ama Amerika eski Amerika deðil. Evvelce býrak  demokrasiyi biz senle kardeþ kardeþ idare edebiliriz diyebiliyordunuz. Adam dedi ki hayýr ben sizin öyle bir ülke olmanýzý istemiyorum. Bu sözünü tutar yahut tutmaz... Bir sýkýntý çýktý, Türkiye’nin Amerika’yla ne bileyim Irak yahut Afganistan ya da Ýran konusunda iþbirliði yapmasýyla Türkiye’de demokratik reformlarýn sürmesi arasýnda birini tercih edeceðiniz bir durum çýktý. Amerikan baþkanýsýnýz, ikinciyi tercih etmeniz kolay deðil. Ama diyorum, bir ülke kendisi demokratikleþmeyi istemiyorsa baþkalarý bunu ona yaptýramaz. Türkiye’de demokratikleþmemeyi teþvik edecek olan artýk bir dýþ çerçeve yok. Sen buna raðmen kardeþim ben Kürtleri ne azýnlýk olarak tanýrým ne onlara bir takým haklarýný veririm ne bu iþi adam gibi halletmeye çalýþýrým, ben bildiðimi okurum. Bu benim iþime böyle geliyor diye ýsrar ederseniz baþkasý sizin adýnýza bunlarý yapamaz. Ama siz de istikrarsýz olursunuz. Benim gördüðüm bu.

 

Son olarak, AB’de de Sarkozy’le Merkel gidicidir. Almanya ve Fransa kalýcýdýr. Fransa’nýn AB içinde ne ölçüde aðýrlýklý olmaya devam edeceði bugün bence soru iþaretidir. Zamana yayýlýr bu iþ, siz yeter ki ayný zamanda demokratikleþme iradesini yansýtmakta olan AB üyeliði hedefinden vazgeçmeyin. AB bize bir cennet vaat etmiyor. Bugünkü haliyle bakýlacak bir tarafý da belki yok ama ilelebet de böyle kalmayacak. AB bizim açýmýzdan bir dýþ politika meselesi deðildir; bir iç politika meselesidir. Ordudan çok þikayetçiyiz, haklý olarak çok þikayetçiyiz ona buna burnunu sokuyor diye ama siz de bana gerçekten Türkiye’de liberal demokratik bir yapý kurarak hukuk devletinin üstünlüðünü tesis etmeye çalýþacak bir tane de siyasetçi gösterin. “Türkiye’de siyasetin bu kadar otoriter olmasý sadece askerin kurumsal aðýrlýðýnýn yüksek oluþundan mýdýr; yoksa siyasetçilerin de aslýnda bu ölçüde liberal demokrat bir yapýlanmaya inanmamalarýndan mýdýr?” sorusu bence meþru bir sorudur. Askere alaný açan da siviller oluyor sonuç olarak.

 

BAHAR TOPÇU: Sizin sorduðunuz soruya bugün Türkiye’de yanýt verebilecek olan herhangi bir siyasi dinamik görüyor musunuz?

 

SOLÝ ÖZEL: Hayýr. Görmüyorum.

 

BAHAR TOPÇU: Karamsar bir tablo deðil mi bu o zaman?

 

SOLÝ ÖZEL: Ýyimser deðil. Yani þöyle diyelim çok tozpembe deðil ama bir de þu var; alttan gelen bir dalga var, bu henüz bilince yansýmasa bile Türkiye’yi oralara doðru itiyor. Þöyle demeliyim, bu ülkede insanlar zengin olmak istiyorlar ve iyi – kötü bir orta sýnýf var. Bu orta sýnýfýn para kazanma arzusuyla ideolojisi giderek daha fazla çatýþmaya baþlýyor. Birincisi aðýr basacaktýr. O aðýr bastýðý zaman da ideolojik olarak daha rasyonel hareket edecektir. Ümit ediyorum.

 

 


Güncellenme Tarihi: 16.05.2009 12:52:54

  Yazýcý Dostu         Arkadaþýna Gönder         Yorum Yaz    

Yorumlar

Bu Yazýya Yorum Eklenmemiþtir. Ýlk yorum yazan siz olun

Diðer Baþlýklar

 
Sebahat Tuncel: Ýki kötüyü seçmek zorunda deðiliz
Sacit Kayasu: Referandumda ibre 'evet'ten yana
Pýnar Selek: Çok özledim
Mýgýrdiç Margosyan: Zihniyet 100 yýldýr deðiþmemiþ
'Devlet için genellikle problem olan, erkek eþcinselliðidir'
'Kadýnýn Kendi Bedeninden Haz Almasý, Ötekini Çok Öfkelendiriyor'
Doðu'nun Kafka'sý: Hasan Ali Toptaþ
Soli Özel'le söyleþi
Murat Belge: Türkiye'de siyasi kadrolarýn beþ duyusu zayýf iþler
Baskýn Oran: 'Meclise inemeyen, daða çýkar'
Ece Temelkuran: 'Türkiye'nin en ciddi sorunu, kurulumu!'
Kronik Muhalif'in 'Nar-ý Can'ý: Karin Karakaþlý
Ferhat Kentel'den, vicdansýzlýk ve aptallýðýn açýlýmý
Markar Esayan: Halkýn nesne deðil, özne olma durumuna geçiþini yaþýyoruz
Orhan Miroðlu: AKP için 'Kürt sorunu' diye bir þey yok
Ahmet Nesin: Ergenekon, Derin Devlet’in yüzde biri!
Solmaz Kamuran: Kadýnlar çifte iþkenceden geçiriliyor
Neþe Yaþýn'la söyleþi

Portre: Sarkis Çerkezyan

Haftanýn anketi

12 Eylül 2010 tarihinde yapýlacak Anayasa referandumunda, tavrýnýz hangi yönde olacak?
Evet oyu vereceðim
Hayýr oyu vereceðim
Oy kullanmayacaðým (Boykot)
Eksiklikler var, ama çabalarý destekleyeceðim